Semavi Dinler ve Ortak Özellikleri


data-ad-client="ca-pub-8447255288543551"
data-ad-slot="3941138620"
data-ad-format="auto">

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamlık İlahi din­lerdir, yani vahye dayanırlar, kitapları ve peygamberleri vardır. Bunlara semavi (gökten indirilmiş) dinler de denir. Bu din­ler arasında bazı ibadetler ve cemiyete dair hükümler bakımından fark vardır. İlahi dinlerde, Allah inancı, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere, öldükten sonra dirilmeye, ahirete, cennet ve cehenneme iman ortaktır. Fakat Yahudiler, Hristiyanlığın kitap ve peygamberine, Hristiyanlar Müslümanların kitap ve peygamberine inanmazlar. Müslümanlar ise iki dinin pey­gamberlerine ve kitaplarına inanırlar ve on­lardan çok hürmet ederler. Bununla bera­ber Tevrat ve İncil bozulmuş, bunlara bir­çok kul sözü ve uydurma hikaye karışmış­tır; çünkü bunlar indikleri zaman yazılma­mıştır.

İlahi dinler içinde insanı bedeni ve ruhu ile birlikte bir bütün olarak kavrayan yegane din, İslam’dır. İslam, insana dayanan içti­mai (sosyal), iktisadi ve siyasi yönden cemi­yetleri yeniden düzenlemiş, ruhları temizle­miş, ahlaklı ve faziletli cemiyetler kurmuş­tur. Bunun için ibadetlerin sosyal yönleri vardır; orucun, zekatın, fitrenin, sadaka­nın, kurbanın, bayramın, bayramlaşma­nın, cemaatle namazın, ruhi, içtimai, ikti­sadi yönleri vardır. Ruhları olgunlaştırır, insanları kaynaştırır. İslam’da Allah ile kul arasında aracı yoktur, dolayısıyla ruhban (rahipler, din adamları) sınıfı da yoktur. İslamiyet’te din hizmetlileri olabilir, Allah’la kul arasına girecek din adamları olamaz. İslam’da dini yükümlülükler akıllılar için­dir. “Aklı olmayanın dini sorumluluğu da yoktur. Akıl hastalarına, hatta çocuğa me­suliyet yoktur; akıl-baliğ olunca insan an­cak mükelleflik altına girer.

Bu bakımdan dinimiz akıllıya hitap eder, emir ve yasakların değeri akıl ile bilinir. Akıl-din münasebeti için şöyle denebilir: Akıl, ancak, din ile doğru yolu bulabilir; din de ancak akıl ile açıklık kazanır. İslam, akla değerini verir ama onu putlaştırmaz. Hiçbir dinin ve İslamlığın temeli akıl değil­dir. Dinin temeli vahiy ve iman (kesin inanç)’tır. Aklın rolü iman ettikten sonra başlar.

İlahi dinler ve bilhassa İslam, insana bir dünya görüşü; varlıkların oluşuna, tabiata, canlılara, hayvanlara ve insanlara ayrı bir bakış açısı verir. Her şeye Allah rızası için yaklaşmayı, her işi Allah rızası için yapma­yı öğretir. Bu bakımdan din peygamberimi­zin ifadesiyle “samimiyet ve nasihat ”tır. Dinin ferde kazandırdığı vasıflar ve sağla­dığı faydalar şunlardır:

İnsana şuur verir, hayat ve varlıkların ma­nasını öğretir, sevgisini aşılar, insanın şeref ve haysiyetini, değerini yüceltir. Fertten benlik ve bencillik duygusunu, gururu kal­dırır; feragat, fedakarlık, iyilik ve adalet duygusunu geliştirir. Şahsi menfaat ve ar­zularını ön plana almayı engeller. Fertte, zulme, istilaya karşı gelme duygusunu yük­seltir; Hakk’ı sevmeyi ve onu korumayı öğ­retir. Ruhu yüceltmeyi teşvik eder, bedene, maddeye ve arzulara, içgüdülere galip gel­meyi sağlar. Kişiyi karamsar ve ümitsiz ol­maktan kurtarır, ümit verir, iyimser yapar. İstikamet ve kararlılık kazandırır, güzel ah­lakı öğretir ve onu yaşamayı, yaymayı gaye olarak aşılar. İnançsızlık, dinsizlik buhra­nından kurtarır, ruh sükunetine erdirir. Şah­siyeti geliştirir. Sadece Allah’ın huzurunda eğilmeyi hiçbir beşeri güce boyun eğmemeyi öğretir. Onu başıboşluktan, tembellikten gayesizlikten kurtarır, çalışkan, azimli ve iradeli kılar, onun iç emniyetini ve deruni sağlamlığını temin eder. Fert, din sayesinde çevresinin boynu bükük mazlumu ol­maktan kurtulur; çevreye hakim olur.

Bunların yanında dinin sosyal hedefleri de vardır: Dinin hedefi, toplum içinde tam bir birlik meydana getirmek, cemiyetin çeşitli gruplarını birbirine bağlamak, ayrıca, ce­miyete ve fertlerine yüksek idealler kazan­dırıp, onları yönsüz ve havai olmaktan kur­tarmaktır. Sosyal farklılaşmayı kaldırarak, mensuplarına düşünme melekesi kazandır­mak, düşünen ve aklıyla hareket eden bir topluluk meydana getirmek; ferdi olduğu kadar sosyal ahlakı da yerleştirmek; cemiyetlere maddi ve manevi huzur sağlamak, cemiyeti fertlerin zulüm ve tahakkümün­den, nifak ve fesadın kötülüklerinden ko­rumak; harp ve benzeri felaketlerin manevi yaralarını sarmak dinin gayelerindendir. Din bunları gerçekleştirir, gerçekleştirmediği zaman o dine inananlar inanç yönün­den zayıflamışlar demektir. Aslında din, atak ve hamleci bir yaşayışı gerektirir.

kategori: 

Yeni yorum ekle

Zircon - This is a contributing Drupal Theme
Design by WeebPal.