Keynes'in Hayatı ve Ekonomi Modeli


data-ad-client="ca-pub-8447255288543551"
data-ad-slot="3941138620"
data-ad-format="auto">

John Maynard Keynes, (1883–1946), meşhur İngiliz iktisatçısı. Daha çok felsefe ve matematiğe meraklı olmasına rağmen Cambridge Üniversitesi’nde iktisat okumuş, mezun olunca o zamanlar en güç devlet memuriyetlerinden biri Olan Hindistan İşleri Dairesi’ne girmiştir. Ancak tartışmalara meraklı olması, tenkitlerini esirgememesi ve büro işlerinden hoşlanmaması, memurlukta başarılı olmasını güçleştirmiştir. Üniversiteye girebilmek ümidiyle boş zamanlarında ihtimali hesap üzerine hazırladığı tezi jüri tarafından reddedilmiştir. 1908’de Alfred Marschall kendisini yanına almış ve Cambridge' de Marshall’ın kitabını okutmuştur. 1912’de bir ekonomi dergisinde yazı işleri müdürü olmuş ve 1913’te de ilk eseri olan “Hindistan Parası ve Maliyesi” adlı kitabını yayımlayarak adını duyurmaya başlamıştır. Bu sayede 29 yaşında iken Hindistan'da para ıslahatı yapmak üzere kurulan Kraliyet Komisyonu'na üye olarak seçilmiştir.

Ekonomi eğitimi, ekonomik meselelerin tahlili ve halli Keynes Doktrinine göre yürütülür oldu. Keynes doktrini, iktisat politikalarının topluma dönük bir karakter almasını sağlamıştır. İktisadi faaliyeti ve iktisat siyasetini ferdi çıkarlar yönünden değil bütün bir ülke refahı bakımından toplu halde inceleme ve değerlendirme geleneği Keynes’le başlamıştır. Bu doktrinin işsizliği ortadan kaldırıcı formülleri, görülmemiş derecede ilgi gördü. Demokratik ülkelerin parlamentolarında, planlama kuruluşlarında ve ekonomi ile ilgili bakanlıklarında “Genel Teori " nin etkisi hissedilmiştir. Keynes, 1939’da II. Dünya Harbi’nin başlaması ile birlikte İngiltere Bankası’nda ve Hazine’de görev almıştır. 1940’da yayımladığı “Harb Masrafları Nasıl Karşılanmalı?” adlı küçük kitabında, topyekun savaşın finansman metotlarını kendi makro denge anlayışı içinde izah etmiştir. Bu eseri, birçok ülkeye ve İngiltere’ye yol göstericilik yaptı. Keynes, harb içinde, harb sonrası için alınan bütün mali ve iktisadi tedbirlerle, yeni kurulan “Milletlerarası Para Fonu” (IMF) ve “Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası” (Dünya Bankası) gibi kuruluşların mimarlığını yaptı. 1944’de toplanan Bretton Woods konferansında “Keynes Planı” ile Amerikalıların tezini belirten “White Planı” tartışıldı. Keynes planının hedefi, altın standardına dönmeye zaruret kalmaksızın milletlerarası ödemelerin cereyanını temin edecek bir sistem kurmaktı. Altın para sistemi, hesaplar bilançosunun kendiliğinden dengeye gelmesine imkan verecek derecede fiyat elastikiyeti temin etmemektedir. Altın para rejiminde, fiyat hareketleri, ödemeler dengesi açık veren bir ülkeyi, yalnız alacaklılardan yapacağı ithalatı değil, milletlerarası piyasalardan yapacağı bütün alınılan kısmaya mecbur bırakmaktadır. Borçlu ülkeler ücretlerden ve diğer maliyet masraflarından tasarruf sağlamaya muvaffak olamadıkları takdirde, harice altın sızmaktadır. Keynes, milletlerarası karşılıklı bir kredi mekanizması sayesinde bu mahzurun önlenebileceğini ileri sürmüştür. Döviz geliri giderinden fazla olan ülkeler, alacaklarını nakden değil, hesaben tahsil ettikleri takdirde, ödeme zorluklarının hafifleyeceğini ve para istikrarının muhafazası hususunda karşılaşılan güçlüklerin önlenebileceğini tasavvur etmiştir. Ancak konferansta kararlar White Planı’na uygun olarak alındı. 

Keynes “National Mutual Life Assurance Society”nin başkanlığını 1921–1938 yılları arasında ifa etmiştir. Yabancı paralar üzerinde spekülasyondan hem kendisine, hem de Cambridge Üniversitesi’ne büyük servetler sağlamıştır. Maliye ve sanayi işlerini düzenleyici tedbirler hazırlayan Mac Millan Komitesi’nde de çalışmıştır.

1929–1930 buhranının dünyayı sürüklediği iktisadi çöküntünün bütün iktisatçıları şaşırttığı devrede J.M. Keynes, yeni bir teori geliştirmek ve kendisinin de mensubu olduğu Klasik Mektebin hatalarını ortaya koyarak ekonomik sıkıntılara çare aramak için çalışmalara koyuldu. Keynes’in içinde yaşadığı dönem İngiltere'de ve diğer kapitalist ülkelerde şiddetli bir depresyon ve işsizliğin hüküm sürdüğü ve bunu yenmek için de çeşitli tedbirlerin alındığı ve uygulanan iktisat politikasının sonuçlarının müşahhas (somut) olarak gözlendiği bir dönemdir. Keynes’in iktisadi düşünce sistemini hazırlayan en önemli unsurun Batı ülkelerinin içinde bulunduğu şartlar olduğunu söylemek gerçeğe aykırı olmaz. Bazı düşünürlerin de Keynes sisteminin kurulmasını etkiledikleri söylenebilir. Bunlar arasında, efektif talep teorisiyle Malthus, az tüketim teorisiyle J.A. Hobson, konjonktür dalgalarının açıklanmasında yatırımlara aktif bir rol tanıyan bütün iktisatçılar, bu arada Scbumpeter, pek çok bakımdan Marks sayılabilir. Keynes’in “çarpan teorisi” ise, R.F. Kahn’ın "yatırım çarpanı” nın doğrudan doğruya etkisi altındadır. Keynes’in yaptığı, esasen mevcut parçalardan bir montajdır. Keynes, daha önce düşünülmüş kavramlardan ve geçirilmiş tecrübelerden bir tahlil aleti ortaya çıkarmıştır. Yaşadığı dönemdeki tatbikat örneklerini bir model haline sokmayı başarmıştır.

Faiz haddinin spekülasyon saikine etkisini, yatırımlarla sermaye verimliliği arasındaki münasebetlerin otonom harcamaların gelir yaratıcı fonksiyonunu, yatırım çarpanının rolünü ve marjinal tüketim meylinin önemini ortaya koymuştur. Kurduğu model makro statik karakterlidir. Keynes’in özelliği, yalnız mevcut kavramları yeni bir terminoloji ile ifade etmesinde değildir. Fikirlerini şimdiye kadar hiç bir iktisatçıda görülmemiş bir ustalıkla ifade etmesini bilmiştir. 1936’da “Çalışma, Faiz ve Para Genel Teori” adlı kitabı çıktıktan sonra, İktisadi tetkik ve düşüncelerde yeni bir akım başladı. 

 Hayatının sonunda Lortluk payesini alarak Lordlar Kamarası’na da giren Keynes, harpten sonra tarihin kaydettiği en büyük istikrarı (dört milyar dolarlık bir borçlanma) memleketi olan İngiltere adına A.B.D.’den temin etmeği başarmıştır. Kendisini oldukça üzdüğü anlaşılan bu borçlanma müzakerelerinden dönüşünde vefat etti.

Keynes’e göre, cari ücret seviyesinde çalışmak isteyen herkesin iş bulabildiği tam istihdam seviyesine erişebilmek için, tam istihdam gelirine eşit miktarda harcama yapılması lazımdır. Harcamalar, tüketim ve yatırım harcamaları olmak üzere iki türdür. Her gelir seviyesinde ne kadar tüketim harcaması yapılacağını ve ne kadar yatırım harcaması yapılacağını, tüketim meyli tayin eder. Tüketim temayülü gelirin bir fonksiyonudur. Her gelir seviyesine tekabül eden tüketim muhakkak yapılır. Halbuki yatırım harcamaları gelirin bir fonksiyonu olmadığından aynı şeyleri bunlar için de söylemeye imkan yoktur. Yatırım miktarı bir taraftan faiz haddine, diğer taraftan da sermayenin marjinal verimliliğine tabidir. Faiz haddi, likidite tercihi ile para miktarına; sermayenin marjinal verimliliği ise, yatırım mallarının arz fiyatı ile müteşebbisin gelecek hakkındaki tahminlerine dayanır. Bunların cari gelir seviyesi ile hiç münasebeti yoktur veya pek az vardır. O halde, yatırım harcamaları cari gelir seviyesinden bağımsız olarak tayin edilir, önceden gelir artmış bulunmadıkça tüketim harcamalarının artması mümkün olmadığından, gelir seviyesini yükseltmek ve tam istihdam seviyesine ulaşmak için, evvelce yatırım harcamalarının artması gerekir. Yatırım artması, yatırım çarpanı vasıtasıyla gelirleri ve dolayısıyla tüketim harcamalarını gerekli seviyeye çıkarır. Halbuki yatırım harcamalarını, kendiliğinden, istenilen miktarda temin edecek bir mekanizma yoktur. İşte bu sebepten dolayı, tam istihdam seviyesinin temin ve idamesi için devletin iktisadi hayata müdahalesi bir zarurettir.

Keynes’in modelinde; tüketim temayülü (eğilimi), faiz haddi ve sermayenin marjinal verimliliği, bağımsız değişkenleri; gelir ve istihdam seviyesi de bağımlı değişkenleri göstermektedir. Tüketim temayülü gelir dağılımı ve milli hususiyetlere bağlı olduğundan, hiç değilse kısa devrede devletin tüketim temayülünü istediği gibi ayarlamasına imkan yoktur. Aynı imkansızlık, müteşebbislerin gelecekteki tahminlerine dayanan sermayenin marjinal verimliliği için de varittir. Buna karşılık devlet, faiz haddini, para miktarını kontrol etmek suretiyle, istediği şekilde ayarlayabilir. Buna göre, devletin istihdam seviyesini faiz haddi, diğer bir deyimle para politikası ile kontrol etmesi yeterli olmayabilir. Bu durumda, devletin yatırım boşluğunu bizzat yatırım yapmak suretiyle doldurması bir zarurettir. Keynes klasiklerin savundukları gibi serbest piyasa rekabeti altında fiyat ve faiz dalgalanmaları yoluyla kapitalist ekonomilerin kendiliğinden ve otomatik dengelerini bulamayacaklarını ispatlamıştır. Bu durumda, zaman zaman tüketim ve yatırım daralmalarından dolayı ekonominin gerilemesini, daha çok düşük bir gelir ve yatırım seviyesinde “işsizlik ve fakirliğe sürüklenmesini” önlemek için, düzeltici bir elin ekonomiyi desteklemesi ve tekrar yukarı doğru bir itiş kazandırması icap eder. Keynes, bu noktada devlete görevler düştüğünü, ekonomik gerileme zamanlarında, devletin geniş bayındırlık hizmetleri, kamu yatırımları ve hatta bütçe açığı harcamaları ile özel tüketim ve yatırımlardaki yetersizlikleri karşılaması gerektiğini savunmaktadır. Hükümetlerin para, kredi, vergi ve maliye politikaları uygulamak suretiyle milli ekonomi üzerinde düzeltici faaliyetlerde bulunmalarını faydalı bulmuştur.

Keynes doktrini, gelişmiş ülkelerin olgunluk çağına ermiş, ekonomilerindeki gerilemelerin sebeplerini ve ıslah çarelerini araştırmak üzere geliştirildiği halde, az gelişmiş ülkelerin ekonomik kalkınmalarında da birçok problemlerin çözümüne hizmet etmektedir. Bugün az gelişmiş ülkelerde ekseriya kafi ve hatta oldukça zengin tabii kaynaklar bulunmasına rağmen, milyonların devamlı işsizliğe mahkum olmalarının, düşük bir üretim ve gelir seviyesinde ve fakirlik içinde bulunmalarının, üretim seviyelerini yükseltmemelerinin başlıca sebebinin, yatırım darlığı olduğu göz önüne alınırsa, konunun önemi daha iyi anlaşılır.

Tags: 

kategori: 

Yeni yorum ekle

Zircon - This is a contributing Drupal Theme
Design by WeebPal.