İslam Düşüncesinde Selefiyye Ekolü


data-ad-client="ca-pub-8447255288543551"
data-ad-slot="3941138620"
data-ad-format="auto">

Selefiyye, sahabe ve tabi’in’in itikadi usulleri­ni benimsemiş olan İslam fıkıhçılarının tuttukları yol. Aynı anlamda eseriyye de kul­lanılmıştır. Zaten, “halef” kelimesinin zıddı olan “selef” sözlükte, “bir yerde, bir işte, bir vazifede, başka birinden önce bulun­muş olan kimse” anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber hayatta iken Müslümanların ge­rek itikadi, gerek ameli bütün meseleleri Hz. Peygamber tarafından çözülmekte idi.

Bu durum, sahabe ve tabiin (Hazret-i Peygamber’in devrinde yaşayanlar ve onla­rı görenler) devrinde de aşağı yukarı devam ettiği için, ayrıca bir “mezhep” söz konusu olmamıştır. İşte, Kur'an ve sünnet yolundaki bu ilk devre Müslümanlarına “selef” de­nilmiştir. Daha sonraki devirlerde de selefi akidelere bağlı kalan İslam alimleri olmuş, özellikle hadis alimleri ve Hanbeli mezhebi mensupları (bütün Müslümanların % 1-2’si) itikatta bu mezhebi devam ettirmiş­lerdir. Fakat tabi’ inden sonraki devirler­de itikadi meselelerdeki münakaşalar ço­ğalmış ve Ehl-i sünnet yolundaki Müslümanların büyük ekseriyetinin benimsedikleri iki mezhep ortaya çıkmıştır (Maturudiye, Eş’ariye). Lakin bunların seleften büsbütün farklı olduğunu söylemek mümkün değil­dir.

Selefiyye, Allah Teâlâ’nın zati, fii’li ve haberi sıfatlarının hepsini namda olduğu gibi tevile başvurmadan kabul eder, akaid sahasında akla yer vermez, Allah’la ilgili olarak teşbih (benzetme)in her çeşidinden özellikle kaçı­nırdı. Çünkü tevil (söze, ayrı mana verme­ye kalkışma) peşine düşenler, Kur’an’da, kötülenmiştir (Al-i İmran suresi, 3/7). Selef alimlerinin bazıları “teşbih”e düşmemek için öylesine titiz davranmışlardır ki ayet­lerde geçen “yed(el)”, “vech(yüz)’\ “istiva’ (kaplama, Örtme)” gibi haberi sıfatları nassda varid olmuş (Kur’an’da belirtilen) Arapça şeklinden başka bir lisan ile ifade edilmesini bile uygun görmemişlerdir.

Selefiyye’nin esasları: İmam-ı Gazali Sele­fiyye akidesini olanca sadeliği ile ortaya koy­mak maksadıyla şu esasları tespit etmiştir ki, avamın (nassları, müteşabihatı an­layamayacak durumda olan kimseler) bun­lara uyması zaruridir.

1) Takdis: Allah Teala’yı cisimden ve yara­tıklara benzemekten tenzih etmek;

2) İman ve Tasdik: Kur’an ve hadislerde Allah’ın isim ve sıfatları hakkında kullanılan lafızları (el, üst, oturma, inme gibi) olduğu gibi kabul etmek; bu lafızların Allah’ın şanına, aza­metine layık manalar ifade ettiklerine inan­mak;

3) Aczi İtiraf: Nasslarda geçen müteşabih (Kur’an-ı Kerim’in mecazi manaya elve­rişli olan ve manası Allah tarafından bili­nen başkası tarafından anlaşılamayan ayet­ler) ile ilgili olarak, anlayamamanın kendi aczinden doğduğunu itiraf etmek (vaciptir);

4) Sükut: Aciz olduğu konularla ilgili olarak avamın soru sormaması (farz’dır);

5) İmsak: Ayet ve hadislerde geçen kelime ve cümlelerle ilgili tasarrufta bulunmamak; nassları, açıkça delalet ettiği manada anla­mak;

6) Keff: Müteşabihat ile, kalben (zih­nen) dahi meşgul olmamak (Kalbin bozu­lup, imanın sarsılmaması için);

7) Teslim: Yukarıda zikredilen meselelerle ilgili ola­rak, aczini kabul eden kimselerin (avamın) ilim, irfan, ihlas sahiplerine (alimlere) gü­venmeleri.

Selefiyye akımı İbni Teymiye (1263 - 1328) ta­rafından yeniden canlandırılmış ve bu görüşlere yenileri ilave edilmiştir. Mesela öl­müş bir kul aracılığı ile Allah’a yönelmeyi ve ondan bir dilekte bulunmayı İslam’ın vahdaniyet (birlik) prensibine aykırı sayar ve bu sebeple Hz. Peygamber’inki dahil, kabir ziyaretlerini caiz görmezler. Allah’ın fiil ve sıfatları hakkında tevil ve tefsiri reddettikleri için Mücessime (Allah’a şekil ve ci­sim izafe edenler)’ye ve Müşebbihe (Allah’ı insana benzetenler)’ye yaklaşırlar, İbni Teymiye’nin görüşleri, bu bakımdan İs­lam’ın “tenzih” ve “tevhid” inancından, Hıristiyanlık’ın “teşbih” anlayışına kay­mış gibi görünür. Bu da İslami itikat çizgi­sinin zorlanışıdır. Fiil ve sıfatlar konusun­da tevil ve tefsir bir zarurettir. Öte yandan Selefiyye ve özellikle İbni Teymiye de tevil ve tefsirden büsbütün uzak kalamamış; ak­sine, bu tevil ve teşbihleri ile müşkül duru­ma düşmüştür.

Aşırılıkları dışında Selefiyye, bir öze dönüş hareketi karakterindedir. Niyet, hurafe den, batıldan, bidatlerden, taklitçilikten kurtularak Kur’an ve Sünnete dönmektir.

Bu bakımdan yenileyici bir hareket olarak tesirli olmuştur. Selefiyyenin görüşlerini bugün en aşırı şekli ile Vehhabiler temsil et­mektedir.

Yeni yorum ekle

Zircon - This is a contributing Drupal Theme
Design by WeebPal.